Anasayfa / YAZARLAR / YETENEKLİ OLMALI EĞİTİM

YETENEKLİ OLMALI EĞİTİM

Yeteneksiz misiniz yoksa yetenek siz  misiniz?

Yetenekli olmak genetik bir transfer, ilahi bir bağış veya piyango mu yoksa sonradan varlığımızı güçlendirme çabalarımızın mı eseri?

Bilim insanları yeteneğin ortaya çıkış koşulları üzerine muhakkak araştırma inceleme geliştirme faaliyeti yapıyordur keza psikoloji de zekâ üzerine…

Zekâ bölümlemelerini bilirsiniz. Sayısal zekâ sosyal zekâ ritmik, mekanik diye devam eder.

Bir eyleme, beceriye yatkın olmak, onu başarabilme düzeyinin diğer bireylere göre daha yüksek ihtimal barındırması. Her durumda yetenek sizi diğer bireylerden farklılaştıran belki de en hayati kazanım. Yeteneğinin keşfi, tanımlanması seni ait olduğun meslek yani kariyer alanına taşıyor. Bir şekilde o yeteneğinle para kazanıyorsun. Tabi ki yeteneği tabi ki her insanda yeteneğini parasallaştırmak gibi bir amaç olmayabilir. Tiyatral yetenekleri olan biri sadece ve sadece çocukları mutlu hissetmek için bunu kullanabilir ya da çalgı aleti çalmaya yatkın biri bunu kumsalda arkadaşlarını şenlendirmek için kullanabilir ve fakat sağımız solumuz yeteneğini paraya dönüştürmenin yollarını arayanlarla dolu dersek yeridir.

Bunun için TV programlarına başvuranlar, cast ajansları kapısında yatanlar, futbol kulüplerinin demir kapısında nöbet tutanlara kadar elimizde bol miktarda örnek mevcut.

Kimine göre boş kimine göre anlamlı bir çaba. O kadarını bilemiyorum. Bana kalırsa sevgili okur, her insanın keşfedilmeyi bekleyen bir yeteneği mutlaka vardır. Bu yetenek farklı koşullarda, zamanlarda tesadüfi olarak ortaya çıkabilir hatta yetenek sahibinin dahi bundan haberi olmayabilir.

Buradan yola çıkarsak derim ki ben, keşke çocukluktan başlayarak eğitim kurumları bu doğrultuda sistemli olarak kurgulansa. Eğitim öğretim süreci içerisinde öğrencideki yetenek keşfedilip hedefe yönelik olarak geliştirilse hedefe yönelik olarak düzenlense. Bir anlamda öğrenciyi yanlış tercihlerden ve sonrasında doğabilecek belirsizlikten koruyan bir kader planlaması sistemi kurgulansa.

Dünyada bunun örneklerinin olduğunu duyuyoruz aslında. Anaokullarından itibaren düzenli olarak takipte olan kurumlar, öğrencinin ilgisi, yatkınlığını tanımlanıp yetenek alanları belirleniyor. Bunun getirileri neler diye bakmaya gerek var mı bilemem. Eğitim, nitelikli modern toplum istatistikleri gösteriyor ki bu batılılar bu işi ellerine yüzlerine bulaştırmamış. Hatta ve hatta yakınından dahi geçmemiş.

Peki, o zaman… Onlar başardıysa ülkemiz neden başaramasın?

Neden bizim o kalabalık genç nüfusumuz yeteneklerine yönelik kariyer alanlarında istihdam edilmesin, neden üniversitelerimiz neden orada olduğunun bile farkında olmayan vizyonsuz gençlerden müteşekkil olsun. (işte o uzak görüşlülük, vizyon çok daha önce planlanmalı. Yazının dayanağı da bu zaten)

Salt yetenek tanımlaması üzerine kurulu bir eğitim senaryosu düşünün. Anaokulundan lise son sınıfa kadar. Cepte kalacak enerjiyi düşünün. Sıkılmayan, derslerinden, okullarından nefret etmeyen öğrenciler ve tüm enerjilerini öğrenciyi susturmak yerine işlerine odaklayan öğretmenler…

Bu bir hayal olabilir özelikle de eğitim politikalarında bir sabit yakalamayı başaramamış ülkemizde. Bununla birlikte sesli olarak dillendirilmesi gereken bir gerçek var.

“Bizi hayal kurmaya ihtiyacımız var.”

Alemler bu hayalleri gerçeğe dönüştürerek dünyayı yönetiyor. Sadece teknoloji gurusu Elon Musk örneği bile görmek isteyenler için ne demek istediğimi anlatmaya yeterli olacaktır.

Gençlerimiz Yetenek(siz) olmasın, yeteneğin kendisi olsun.

 

Hakkında EĞT. ARAS EĞİLMEZ

Buna da Bakın

ÜÇ KEDİ BİR DİLEK 

Sara Şahinkanat’ın başka kitaplarını okumamış olmama rağmen ilk yazımda “Üç Kedi Bir Dilek” kitabıyla ilgili …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir